Grafik Tabletler

Yayın tarihi: 14.11.2009 | Kategori: Tasarım


“2005 yılında karşıma çıkan oyuncak porsche fotoğrafına baktığımda, aldığım grafik tabletimi denemeye karar vermiştim. Tablet yeniydi fakat yapılan iş de bir ilkti.”

porsche_bitmis Netron grubunda benim gibi öğrenci olan arkadaşlarım arasında duymuştum bu gibi çalışmaların varlığını. İlk iş gidip Kadıköy’den ucuz bir tablet almaktı. Şimdi olduğu gibi o günlerde de gönüllerde wacom vardı ama en iyisi 90 TL’ye aldığım icecad marka tabletti.

Çalışma yaklaşık 2-3 hafta kadar sürdü ancak hiçbir zaman sonlandırılmadı. Bunun sebebi sanırım birbiri ardına gelen dünya işleri olsa gerek. Zaten bir iki ay sonra, çalışmayı öylece bıraktım. Yukarıdaki görsel bahsettiğim çalışmanın ta kendisi. Aracın metal aksamı ve lastik dahil olmak üzere tüm parçalar birer tasarım ürünü.

Çalışmaya bugün baktığım zaman şunları görüyorum. 14″lik ibook yerine, şu an sahip olduğum 20″lik iMac bilgisayarım olsaydı çok daha iyi bir sonuç elde edebilirdim. Tasarım aşamasındayken tek amacım, dokuları verebilmek ve aracın ön yüzünü sağlam bir iskelet üzerine oturtabilmekti. Sanırım ilk deneme olmasına ve sonlandırılmamasına rağmen bunu başardım da…

Aradan birkaç yıl geçti ve günümüzde benim o hayalini kurduğum wacom tabletler artık çok daha acımasız ürünlerle kendini pazarlamaya başladı. Acımasız çünkü; yakın gelecekte insanların elinden; tıpkı e-postanın hayatımıza girdiğinde olduğu gibi, kağıdı kalemi bıraktırmaya çalışacağını düşünüyorum. İnsanoğlunun, kötü olduğunu bilmesine rağmen, teknolojiyi  kendini bitirmeye yönelik birer silaha dönüştürme gibi bir fantazisi de var. Yeterli çoğunluğun(!), gelen taleplere hayır demeyeceğine eminim. Bununla ilgili küçük bir örnek vermek gerekirse; geçenlerde bir ressamın, yanılmıyorsam Topkapı Sarayının duvarlarına, özel bazı görüntü sistemlerini de kullanarak, gelir geçer imajlar resmetmesini belirtmem yeterli olacaktır. Aslında duvara dersek yanlış olur. Çünkü duvara boyanın kokusu sinmedi bile. Onların her biri “0″ lar ve “1″ler, yani manyetik diskte saklı tutulan ve belki sonrasında çöpe atılan bytelar ve kilobytelardı.

Videoyu izlerken, bir ressamın tuval yerine, dijital bir ekranda resim yaptığını hayal edin. Şimdi ben tüm bunları yazınca kendimi, rönesans dönemindeki yenileklere karşı çıkan klasik resimciler gibi hissettim. Şimdi onları daha iyi anlayabiliyorum.

Aslında ben de çok istiyorum bu aygıtlarla yaratıcı ürünler ortaya koymayı. Ama şunu söylemeye çalışıyorum. Gelen her yeni şey bir öncekini tarihe gömmek zorunda mı? Biliyorum ki bu sözlerin de hiçbir anlamı yok, ne de olsa bu sözler de birer byte ve kilobyte değil mi (!)..